Osmanlı Sanatları Nelerdir?

Osmanlı sanatları, Osmanlı’nın kuruluş döneminden itibaren, eski Türk sanatı geleneklerinin ve imparatorluğun hakimiyetindeki coğrafyaların geleneklerinin senteziyle oluşan sanat türleridir.

Osmanlı’da Güzel Sanatlar Nelerdir?

Osmanlı’da tesir gösteren hat, çini ve minyatür gibi birçok sanat dalı bulunmaktadır.

Osmanlı’da olan güzel sanatlar başlıca şunlardır:

  • Hat Sanatı
  • Çini Sanatı
  • Minyatür Sanatı
  • Tezhip Sanatı
  • Mimari 
  • Tiyatro 

Osmanlı’da Güzel Sanatlar Eğitimi

Osmanlı’da sanat eğitimin verildiği en önemli kurum Enderun Mektebi’dir. Enderun’da devşirme sistemi ile gelen gayrimüslim çocuklar yeteneklerine göre ayrılarak alacakları eğitimin ne olacağı belirlenirdi.

Enderun II. Murad devrinde Edirne Sarayı’nda açılmış, Fatih Sultan Mehmet devrinde tam olarak teşkilatlanmış bir yapıya kavuşmuştur. Osmanlı’nın son zamanlarında, yenileşme hareketleriyle beraber 1908 yılına kadar eğitim vermeye devam etmiştir. “Enderun” kelimesi köken bakımından Farsça olup, “sarayın iç kısmı” anlamına gelir.

Osmanlı’da Hat Sanatı

Hat sanatı, Arapçayı estetik açıdan bazı kurallar ve ölçüler dahilinde güzel şekilde yazma sanatıdır. “Hüsn-i Hat” olarak da karşımıza çıkan hat sanatı, ansiklopedi ve bazı kaynaklarda “cismani aletlerle meydana getirilen ruhanî bir hendese” olarak ifade edilir. 

Kelime kökeni bakımından Arapça olup, “yazmak, çizmek, kazmak” gibi anlamlara gelir. İlk başlarda “Arap Hattı” olarak bilinen hat sanatı İslam ile özdeşleşip “İslam Hattı” olarak anılmaya başlar.

Tarihi sürecine bakacak olursak hat sanatının gelişimi şöyledir: 

  • Mekke ve Medine’de yayılmadan önce “Cezm” adını aldı.
  • Medine’de “Medeni” ismiyle anılmaya başlayan hat sanatı iki ifade ediş şekline ayrıldı.
  • Dikey ve uzun harflerle yazılan yazıya “Mail”, yatay şekilde harfleri oldukça uzatılan yazı şekline ise “Meşk” denmeye başlandı.
  • Hz. Ali’nin Kufe şehrini devletin merkezi olarak belirlemesiyle hat sanatı buraya taşınarak büyük bir gelişme gösterdi. Kufe’deki gelişiminden dolayı bu yazı şekline “Kufi” dendi. Mekki ve Medeni gibi isimler yerine de Abbasi dönemine kadar olan dönemdeki tüm yazı biçimlerine başarısından ve etkisinden dolayı Kufi denmeye başlandı. 
  • Kufi yazı şekli Abbasiler devrinde de 150 yıl kadar egemenliğini sürdürdükten sonra geometri bilgisi üst düzey olan Bağdatlı Abbasi veziri İbn Mukle tarafından ana ölçü olarak kabul edilen sistem ortaya çıkarıldı. Bu sistemde nokta, elif ve daire standart ölçüyü oluşturur. Tamamına “Aklam-ı Sitte” denilen altı adet yazı çeşidi ortay bu şekilde çıkar. 
  • Aklam-ı Sitte yazı biçimleri şunlardır: Muhakkak, Reyhani, Sülüs, Nesih, Tevki ve Rika.               
  • Bu gelişmenin 200 yıl ardından gelen Yakut El-Musta tarafından bazı usullerle gözle görülür derecede yazı şekli geliştirildi.
  • 1258 yılında Abbasilerin yıkılışıyla beraber İranlı ve Türk hattatlar hat sanatı geliştirmeye devam etmiştir. 
  • İranlılar Yakut üslubunda yaptığı birkaç geliştirme haricinde pek gelişme kaydedememişken, Türk hattatlar özellikle 16. Yüzyılda Şeyh Hamdullah ile Aklam-ı Sitte için büyük geliştirmelerde bulunup yazıyı ulaşılması zor bir ekol haline dönüştürdüler.
  • Yalnızca Kuran yazımında nesih türü kullanılırken, diğer yazılarda hattatlar Türk ifade biçimine daha uygun olduğu için Şey Hamdullah zamanından itibaren sülüs biçimini kullanmaya başladı. Şeyh Hamdullah gibi güzel yazılma anlamında “Şeyh-i Sani” sözü kullanılması da Şeyh Hamdullah’ın nasıl bir üstat olduğu hakkında fikir vermektedir.
  • 17. Yüzyılda gelişimine Hafız Osman ile devam eden hat sanatı daha sonraki yüzyıllarda İsmail Zühtü, kardeşi Mustafa Râkım ve Sami Efendi gibi isimlerle doruk noktasına çıktı. 

Hat sanatında Türklerin ne kadar başarılı olduğu, “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözünden de anlaşılmaktadır. 

Osmanlı’da Çini Sanatı

İlk Türk devletlerine kadar uzanan bir geçmişi olan çini sanatı levhaların renklendirilip sırlanması ve sonrasında fırınlanması yoluyla renklerin canlılığını yitirmesinin engellendiği sanattır. Çininin Türk mimarisinde kullanımı oldukça yaygındır. 

Çini, ilk Türk devletlerine kadar uzanan bir geçmişe sahip olsa da İslamiyet’in kabulüyle beraber gelişmiştir. Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletleriyle beraber Anadolu’da özellikle mimari eserlerde büyük ustalıkla kullanılmıştır. Bu devletlerin yıkılışından sonra Osmanlı ile doruk noktasına ulaşmıştır. 

Osmanlı’da çini sanatının kullanıldığı bazı eserler şunlardır:

  • Bursa Orhan Camii (1339)
  • Bursa Yeşil Camii (1424)
  • Bursa Yeşil Türbe (1424)
  • Bursa Yeşil Medresesi (1424)
  • Bursa Muradiye Camii (1426)
  • Çinili Köşk (1472)
  • Şehzade Cem Türbesi (1474)
  • Şehzade Murad Türbesi (1506)
  • Sultan Selim Camii (1522)
  • Şehzade Mehmed Türbesi (1548)
  • Topkapı Sarayı (1478)

Çininin mimari haricinde vazo, bardak, tabak gibi eşyaların üzerine işlenerek yapılması da oldukça yaygındır. Farklı usullerde ve tekniklerde yapılışına göre ayrılabilmektedir.

Bazı çini türleri şunlardır:

  • İznik Çinisi 
  • Kütahya Çinisi 
  • Milet İşi
  • Haliç İşi

Osmanlı’da Minyatür Sanatı

Minyatür bir sanat sarayıdır ve yüksek mertebelerdeki devlet görevlileri ile hükümdarlara sunulur. Minyatür sanatının Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman arasında en özgün halini alarak 18. yüzyıla kadar önemli bir rol oynar.

Diğer devletlerin minyatürü, edebi eserler olarak kullanmasının aksine Osmanlı minyatürü tarih yazıcılığında kullanmıştır. Minyatürün en önemli özelliklerinden biri Avrupa’daki gibi perspektif, ışık, gölge gibi tekniklerin minyatürde olmamasıdır. 

Minyatür sanatının en önemli temsilcileri Osmanlı İmparatorluk Nakkaşhanesinden çıkmıştır. Nakkaşhane Topkapı Sarayı’nın hemen dışına Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilmiştir. Şiraz, Bağdat, Tebriz, Herat, Semerkant gibi yerlerden nakkaşlar buraya getirilmesi gelişim aşamasında önemli bir yer teşkil ederler. 

Osmanlı’da önemli minyatür sanatçılarından bazıları şunlardır:

  • Matrakçı Nasuh 
  • Nakkaş Nigari 
  • Nakkaş Sinan Bey
  • Nakkaş Nakşi
  • Nakkaş Osman 
  • Seyyid Lokman 
  • Nakkaş Hasan
  • Abdullah Buhari 
  • Levni 

Osmanlı’da Tezhip Sanatı

Tezhip genellikle İslam kökenli kitap süsleme sanatına verilen addır. Erkek tezhip sanatı icracılarına “müzehhip” denir. Kelime kökeni bakımından Arapça’da “zeheb” kökünden türemiştir ve anlamı “altınlamak” demektir. 

Birçok Türk devletinde görülen Tezhip sanatı özellikle Osmanlı’da Çaldıran Savaşı sonrası Yavuz Sultan Selim tarafından Tebriz’den İstanbul’a getirilen sanatçılar tarafından sağlanan yeniliklerle büyük gelişme kaydetmiştir. Tezhip sanatı en ihtişamlı dönemini Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamıştır. Bu dönemde altın sıkça kullanılmıştır ve öne çıkan renk ise mavidir.

Batılaşma hareketleri ve Lale Devri etkisiyle Fransız Rokoko sanatı tezhip sanatında etkili olmuştur. Türk Baroğu ve Türk Rokokosu diye adlandırılan bu dönemde iri yapraklar, girland, kurdele gibi motifler tezhip sanatının içine girmiştir.

Osmanlı’da önemli tezhip sanatçılarından bazıları şunlardır: 

  • Şah Kulu
  • Ali Üsküdari 
  • Kara Memi
  • Baba Nakkaş 
  • Hacı Hasan Salih
  • Lalelili Şakir
  • Sarı Hafız

Osmanlı Mimarisi

Osmanlı mimarisinde akla ilk olarak dini yapılar ile saray ve çevresindeki yapılar gelir. Bu yapılar kuruluş döneminden yıkılış dönemine kadar ve bölgeden bölgeye değişiklik göstermiştir.

Dönem ve bölgelere göre Osmanlı mimarisinin dönemleri şunlardır:

  • Erken Dönem Mimarisi veya Bursa Üslubu (1299 – 1501)
  • Klasik Dönem (1501 – 1703)
  • Lale Devri (1703 – 1757)
  • Barok Dönem (1757 – 1808)
  • Ampir Üslup Dönemi (1808 – 1876)
  • Tanzimat Dönemi (1876 – 1922)

Erken Dönem Mimarisi veya Bursa Üslubu (1299 – 1501)

Osmanlı’nın ilk kez kubbe kullanma deneyimini edindiği dönemdir. Genellikle İznik, Bursa ve Edirne’ de bu yapılar göze çarpar. İlk başarılı uygulamalar İznik’te hayata geçmiş olsa da Bursa’nın bu dönemde başkent olması ve sembol olmuş eserlerin Bursa’da görülmesinden dolayı bu dönem Bursa üslubu adını alır. 

Erken dönem Osmanlı mimarisinde Selçuklu ve Bizans mimarisinin etkileri görülür. İlk aşamada tek kubbeli ferah mekanların inşası amaçlanmıştır fakat sonraki yıllarda iki ve üç kubbeli yapıların ortaya konduğu görülür. Bu dönemde yapılan ilk cami 1333 – 1334 yılları arasında İznik’te yapılan Hacı Özbek Camii’dir. 

Erken dönem Osmanlı mimarisindeki başlıca eserler şunlardır:

  • Topkapı Sarayı 
  • Çinili Köşk 
  • Bursa Ulu Cami 
  • İznik Yeşil Cami 

klasik Dönem Osmanlı Mimarisi (1501 – 1703)

İstanbul’da inşa edilen Beyazid Camii ile biten Bursa üslubu dönemiyle başlayan ve batılılaşma hareketlerine kadar devam eden dönemi kapsar. Bu dönemde yapılan yapılarda ihtişam hedeflenmiştir ve bundan dolayı yapıların tasarımlarda anıtsal özellikler kullanılmaya başlanır. Bu dönemin en önemli mimarı Mimar Sinan’dır. 

Bu dönemde yapılan yapıların çoğu İstanbul’da bulunur. Klasik dönemde yapılara ilham veren eser Ayasofya’dır. Ayasofya’dan alınan ilhamdan dolayı bu dönemin yapılarında bir ana kubbe ve etrafına daha küçük veya yarım kubbe eklentileri yapılmıştır. Yapılar yukarıdan aşağıya genişleyen bir görünüme sahiptir. Filayak destek sistemleri tavanları destek amacıyla kullanılır. Mermer ve küfeki taşı genelde kullanılan malzemelerdir. 

Klasik dönem Osmanlı mimarisindeki başlıca eserler şunlardır: 

  • Sultanahmet Camii
  • Bayezid Camii
  • Selimiye Camii 
  • Yeni Camii
  • Şehzade Camii
  • Banyabaşı Camii

Osmanlı’da Lale Devri Mimarisi (1703 – 1757)

İlk başta sivil yapılarda yapılan değişimlerin ardından dini yapılarda da süslemelerde değişime gidilmiştir. Bu dönemde Kaymak Mustafa Paşa, Hüseyin Paşa gibi isimlerin yaptırdığı eserlerde bu dönemin izleri daha net gözlemlenir. 

Lale Devri mimarisindeki başlıca eserler:

  • Tophane Çeşmesi 
  • Yeni Valide Külliyesi 
  • Bereketzade Çeşmesi 

Osmanlı’da Barok Dönem Mimarisi (1757- 1808)

Yapıların iç tasarımında dalgalı, kıvrımlı ve dairesel tasarımlar öne çıkar. Işık kullanımı ve iç tasarım birbiriyle uyum içindedir. Batı mimarisindeki duvar freskleri yerine büyük ustalık gerektiren hat işlemeleri gibi süslemeler kullanılmıştır.

Barok Osmanlı mimarisindeki başlıca eserler şunlardır:

  • Nuruosmaniye Cami
  • Ayazma Cami
  • Zeynep Sultan Cami
  • Laleli Cami

Osmanlı’da Ampir Üslup Dönem Mimarisi (1808 – 1876)

Neoklasizmin ikinci dönemi olarak Fransa’da ortaya çıkan görsel sanatların mimari, mobilya gibi alanlarında etkisini gösteren sanat akımıdır. Balyan Ailesi Osmanlı’da Ampir üslup döneminde öne çıkan mimari çalışmalarda bulunmuştur. 

Ampir Üslup Osmanlı mimarisindeki başlıca eserler şunlardır:

  • Dolmabahçe Sarayı
  • Beylerbeyi Sarayı
  • Sadullah Paşa Yalısı
  • Kuleli Kışlası
  • Nusretiye Camii

Osmanlı’da Tanzimat Dönemi Mimarisi (1876 – 1922)

Eklektisizm Tanzimat Döneminde mimari alanda etkisini göstermeye başlayan akımlardan birisidir.

Tanzimat dönemi Osmanlı mimarisinde başlıca eserler şunlardır:

  • Şeyh Zafir Binalar Grubu 
  • Haydarpaşa Eczacılık Okulu 
  • Düyun-u Umumiye Binası 
  • Büyük Postane 
  • Pertevniyal Valide Sultan Cami
  • Laleli Harikzedegan Apartmanları

Bu yapıların yapılmasında yetenekleri sergileyen ve bu yetenekleriyle öne çıkan bazı mimarlar olmuştur. 

Osmanlı’daki eserlerin yapımında emeği geçen bazı mimarlar şunlardır:

  • Mimar Sinan 
  • Mimar Mehmed Tahir Ağa
  • Dalgıç Ahmet Paşa
  • Mimar Davud Ağa
  • Seyyid Abdülhalim Efendi 
  • Giritli Ahmet Fuat Paşa
  • Krikor Balyan 
  • Levon Balyan
  • Sarki Balyan 
  • Hagop Balyan 
  • Bedros Kalfa Azaryan 
  • Hosep Aznavuryan 

Osmanlı’da Tiyatro Sanatı

Osmanlı’da batılı anlamda tiyatrodan önce sergilenen ve halk tarafından keyifle izlenen oyunlar bulunmaktaydı. Bu yerli gelenekler yıllar boyu Osmanlı halkının en temel eğlencelerinin başında gelirdi.

Bu oyunlar şunlardır: 

  • Orta Oyunu 
  • Köy Seyirlik Oyunu 
  • Karagöz ve Hacivat 
  • Meddah 
  • Köçek 

Batılılaşma hareketleriyle beraber yaşanılan süreçte Avrupa’ya giden Osmanlı diplomat ve öğrencilerinin deneyimleriyle tiyatro, opera ve bale gibi batılı tarzda sahne sanatları öğrenilmeye başlanır. Bu süreçte bu sahne sanatlarının sergilenmesi için binalar inşa edilir ve Türk tiyatrosu birçok ilki bir arada yaşamaya başlar. 

Türk tiyatrosu için ilkler şunlardır: 

  • İlk Türk tiyatro topluluğu Güllü Agop tarafından kurulan Osmanlı Tiyatrosu’dur.
  • Ahmet Vefik Paşa’nın Hikâye-i İbrahim Paşa eseri Tanzimat Döneminin ilk tiyatro denemesidir.
  • Batılı anlamda ilk tiyatro eseri: Şinasi’nin Şair Evlenmesi eseridir.
  • Sahnelenen ilk tiyatro eseri: Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” eseridir. 
  • İlk uyarlama eser Yusuf Kâmil Paşa’nın Moliere’den çevirisidir.
  • 1914’te Darülbedayi’nin kurulmasıyla tiyatro kurumsallaşmıştır. 

Osmanlı’da tiyatroya katkıda bulunmuş önemli isimlerden bazıları şunlardır: 

  • Namık Kemal
  • Şinasi 
  • Ahmet Vefik Paşa
  • Afife Jale 
  • Güllü Agop 
  • Direktör Ali Bey
  • Şemseddin Sami 
  • Recaizade Mahmut Ekrem